top of page
yogakioo-vektorel kopyası.jpg
  • Instagram

Kanallar Şehrine Yolculuk: Amsterdam


Hollanda’nın başkenti ve Avrupa’nın en popüler ve en ilginç şehirlerinden biri olan Amsterdam, merkezden yelpaze şeklinde genişleyen kanalları ve etrafında sıra sıra dizilmiş kırmızı tuğlalı evleriyle hepimizin mutlaka bir noktada dikkatini çekmiştir. On ikinci yüzyılda küçük bir balıkçı kasabası iken şimdilerde renkli gece hayatı, müzeleri, kanalları, çiçek pazarları ve uzayıp giden bisiklet yollarıyla Amsterdam, insanı kendine hayran bırakan bir kuzey kenti. Bu ikonik ve bohem şehir, her ne kadar bir milyon nüfuslu küçük bir şehir olarak bilinse de turizm dönemlerinde nüfusu üç buçuk milyona kadar çıkarak adeta turistlerin gözdesi haline geliyor.


Dünyanın yaşanacak en iyi şehirleri listesinde ilk 10’a giren Amsterdam’a hakkında hiç gezi yazısı okumadan, hiç öneri almadan ve hatta hiçbir bilgi edinmeden de gitseniz iyi vakit geçireceğiniz garantidir. Ancak daha da iyi vakit geçirmek istiyorsanız, yapmanız gereken tek şey bir lokal gibi davranmak olacaktır.


Öncelikle bilmeniz gerekir ki, Amsterdam sadece şehir merkezinden ibaret bir turist magneti asla değil. Son on yılda aldığı göç ile yaşam, şehir merkezinin dışına doğru taşmış ve bu göç hareketi de doğal olarak yeni şef restoranlarının, yeni nesil kahvecilerin ve lokal markaların olduğu, keşfedilmeyi bekleyen yeni semtlerin doğuşuna neden olmuş durumda.


İlk defa Amsterdam’a gidiyorsanız ve “Ben ilk önce turist olmanın gereğini yerine getirmek istiyorum” diyorsanız aşağıda paylaşacağım yapılacaklar listesi tam size göre…


Amsterdam’da Görülmesi Gereken Yerler


Dam Meydanı, Koninklijk Palesi (Amsterdam Kraliyet Sarayı): Amstel nehri ve İngilizcede baraj anlamına gelen Dam kelimesinin birleşimiyle oluşan Amsterdam’ın kalbi işte bu Dam Meydanı. Bu meydanda bulunan Kraliyet Sarayı bir müze-saray olarak hizmet veriyor. İçeride çok ünlü ressamların ve heykeltıraşların eserlerini görebileceğiniz saray, bazı özel günlerde ziyarete kapalı olabiliyor bu nedenle.


Anne Frank’ın Evi: On üç yaşındaki Anne Frank ve ailesinin Yahudi soykırımından kaçmak için 761 gün boyunca saklandığı ev, günümüzde müze olarak kullanılıyor. Müze çok ilgili çekici olduğu için önünde uzun bilet kuyrukları oluşabiliyor. Bu sırayı beklemek istemeyenler biletlerini online olarak alabiliyorlar.


Rijksmuseum: Hollanda tarihinin simgesi olan ve 800 yıllık eserleri barındıran Rijks Museum dünyanın en ünlü müzelerinden biri. Dünyadaki bu ününün sebebi ise koleksiyonundaki başyapıtların şöhreti. Vermeer’in Sütçü Kız’ı, Van Gogh’un Otoportre’si, Jan Steen’in Mutlu Aile’si ve Rembrandt’ın Gece Nöbeti gibi ünlü eserler müzede sergileniyor. Müze her zaman çok kalabalık olacağı için sabah erken saatte gitmeniz, müzeden daha çok keyif almanızı sağlayabilir.


Van Gogh Museum: Hollandalı ressam Vincent Van Gogh’un yaklaşık iki yüz tablosuna, dört yüz çizimine ve yedi yüz mektubuna ev sahipliği yapan müze, Van Gogh’un çağdaş eserlerinden oluşan geniş bir koleksiyonuna, Japon baskı koleksiyonuyla birlikte kendi tarzını etkileyen eserlere de sahip. Hollanda’nın en çok ziyaretçi alan müzesi ünvanını da elinde tutuyor.


Çiçek Pazarı: Mazhar Alanson’un ‘’Sana sarı laleler aldım çiçek pazarından’’ şarkısında geçen meşhur çiçek pazarı işte burası. Eskiden taze çiçek satılan bu pazar, günümüzde sadece çiçek tohumu ve hediyelik eşya satılan, sıra sıra küçük ve biraz da köhne dükkanlara dönüşmüş durumda. Bu sebeple turistleri biraz hayal kırıklığına uğratsa da yine de gittim, gördüm demek için sokağın bir ucundan diğer uzuna yürünebilir.


Vondelpark: İsmi ne kadar park olsa da hem büyüklüğü hem ağaç çeşitliliğiyle neredeyse orman diyebiliriz. Sandviçinizi, içeceğinizi ve örtünüzü alıp piknik yapmak, ördekleri, kazları ve kuşları izlemek için harika bir atmosferi var. Yalnız parktaki hayvanları beslemek yasak, bu yüzden uyarı alabilirsiniz dikkat edin.


Kanal gezisi: Amsterdam’da mutlaka yapılması gereken en keyifli etkinlik tabii ki kanal gezisi. Siz siz olun kanal gezisi yapmadan dönmeyin. 1.5-2 saatlik bir tur ile hem şehre farklı bir perspektiften bakma şansını yakalayın hem de güneşin, kanalların ve evlerin mükemmel fotoğraflarını çekin.


Yukarıda saydığım, bir turist için olmazsa olmaz tüm görevler yerine getirildiyse şimdi haydi gelin Amsterdam’ı gerçek bir Amsterdamlı gibi, çılgın kalabalıklardan uzakta yaşamaya başlayalım.


De Pijp Bölgesi: Eskiden fabrika binası olan Heineken Experince’ın arkasında kalan bu bölge aslında yıllarca fabrika işçilerinin yaşam alanı ve sanayi bölgesi olarak kullanılmış. Ancak şu anda expatlar ve genç nüfusun akınına uğramış, Amsterdam’ın en popüler bölgesi. Çeşit çeşit dünya restoranını, kahvecileri, ikinci el dükkanları bulabileceğiniz bu bölgede mutlaka görmeniz gereken yer ise ‘’Albert Cuyp Market’’


260 adet tezgahı ile dünyanın en büyük açık hava pazarı olan Albert Cuyp Market sadece kıyafet, hediyelik eşya, Hollanda peynirleri bulabileceğiniz bir yer değil, aynı zamanda tüm Amsterdam sokak lezzetlerini tadabileceğiniz bir vaha.


Joordan-Joordan: Hem yerellerin hem de turistlerin tercih ettiği, sokaklarında yan yana, birbirinin üstüne yatmış renkli klasik Amsterdam evlerini görebileceğiniz, güzel giyimli Hollandalılarla karşılaşabileceğiniz (ki bu nadir bir şeydir), dünya mutfağından en iyi restoranları bulabileceğiniz, Amsterdam’ın şu anda en gözde ve elit semti.


Bu bölgede Cumartesi ve Pazar günleri meşhur sokak pazarı Noordermarkt kuruluyor. İkinci el pazarından kendinize minik bir hatıra alıp tam köşesindeki ünlü Apple Pay’cısı Winkel43’te elmalı pay yemek adettendir.


Negen Straatjes (9 Sokaklar): Unesco Dünya Miras Listesi’nde olan 9 sokaklar, yurtdışı gezisi eşittir yemek ve alışveriş diyenlerin bayılacağı, benim de Amsterdam’ın en sevdiğim sokakları.


Buraya 9 sokak denmesinin nedeni; Singel, Keizergracht, Prinsengracht ve Herengracht kanalları ile bunları dikine kesen üç sokağın oluşturduğu dokuz sokaktan oluşması.

Bu sokaklarda; lokal ve dünya markaları, kahveciler, patatesçiler, bakmaya doyulmayacak binalar, müzik marketler, takıcılar, gözlükçüler, çantacılar… Her şey var. Amsterdam’a gelip lokal insanlarla takılmak, lokal markalardan alışveriş yapmak ve mojonuzu yükseltmek istiyorsanız 9 sokaklara mutlaka uğramalısınız.


Westerpark: Kısaca Westerpark dense de aslında uzun adıyla ‘’Cultuurpark Westergasfabriek’’ yani Batı Gaz Fabrikası Kültür Parkı. Burası yalnızca yemyeşil alanlarına serilip huzuru bulacağınız bir park değil, aynı zamanda içinde bulunan eski gaz fabrikasına ait binaların, en büyük kültürel aktivitelere ve festivallere ev sahipliği yaptığı devasa bir kültür ve eğlence merkezi.


Parkta, eski tip video oyunları oynayabileceğiniz Tonton Club, sanat filmlerini izleyebileceğiniz sinema evi Kettelhuis ve konserlere ve etkinliklere ev sahipliği yapan Gashouse mutlaka uğramanız gereken üç yer arasında. Yemek için ise önerim bir tencere midyeyi yerken parmaklarınızı yalayacağınız Mussel&Gin.


NDSM: Amsterdam’ın tam kuzeyinden geçen Amstel nehrinin diğer tarafında kalan NDSM, Merkez istasyondan 10 dakikalık bir feribot ile ücretsiz ulaşabileceğiniz, sanat severlerin ve hipsterların ünlü mekanı. Sokak sanatçılarının eserlerini görebileceğiniz bu mekan, grafiti ve Murallar ile karşılaşacağınız, çoğunlukla eskiden depo ve antrepo olarak kullanılan yerlerin, atölye, sergi alanı, restoran ve gece kulübü olarak kullanıldığı gerçek bir hipster mahallesi.


Amsterdam’ı Gezerken Bilmeniz Gereken Çok Önemli Bilgiler:


· Amsterdam’da toplu taşıma kartınızı tüm araçlara binerken ve inerken okutmanız gerekiyor. Yoksa en yüksek ücreti ödüyorsunuz.


· Gideceğiniz tüm cafe ve restoranlara bir hafta önceden rezervasyon yaptırmanız gerekli. Bu nedenle gelmeden önce planlama yapmak çok önemli. Ayrıca restoranlara gitmek için acıkmayı da beklemeyin. Servis çok yavaş olduğu için siparişinizin alınması ve size gelmesi yarım saat ile bir saat arasında değişiyor. Rezervasyon saatinizi bunları düşünerek hesaplayın.


· Bisiklet yolundan yürümek hem yasak hem de çok tehlikeli. Geziniz sırasında ezilme tehlikesi yaşamak istemiyorsanız bu yollara mutlaka dikkat etmeniz gerekiyor.


· Hollanda’da süpermarketlerde sadece nakit ve banka kartı geçiyor, kredi kartı geçmiyor. Buna karşılık çoğu restoranda ise nakit asla kabul edilmiyor, sadece kredi kartı ve banka kartı kabul ediliyor. Bu nedenle tedbirli olup hepsini yanınızda taşımanız öneriliyor.


Su Sürmeli

Commenti


bottom of page